yürekleri balonlar gibidir, hafifçecik
ve niçin olduğunu bilmeden "gitsek" derler
yazgıları önünde boyunları hep eğik” (C. Baudelaire)

Bir yalnızlıktan bir başka yalnızlığa yol almak.. Giderken bu yerden, köhne dünyayı geride bırakmış olmayı umut etmek.. Bir yol haritasına ya da bir rehbere ihtiyaç duymak.. Gerçekliğin ardında bilinmeyene yolculuk etmek..
Sıra dışı bir yolculuktan bahsetmek istiyorum sizlere; Alice’in yolculuğundan..
Belki de bir çoğunuz okumuşsunuzdur, “Alice Harikalar Diyarında” adlı masalı. Alice adındaki küçük kız, elinde bir saat “geç kaldım, geç kaldım” diye koşturan bir tavşanın peşinden gidip, onun ardından tavşan deliğine girerek, o harikalar diyarında yolculuğa başlıyordu. Baş döndürücü, sıra dışı bir yolculuktu bu. Hiç beklemediği bir anda, pek de istenilmeyecek bir yerde, düştüğü o tavşan deliğinde, ütopik bir masalın kahramanı oluyordu.
Başlı başına bir masal değildi aslında bu. Arka planında matematik ve mantığın yer aldığı fantastik bir kitaptı.(Yazarının Lewis Caroll takma adını kullanan bir matematikçi olduğunu hatırlatmakta yarar var). Yolculuğa farklı bir bakış açısı sunan, her birini gerçeklik dünyasıyla özdeşleştirebileceğiniz, birbirinden ilginç kahramanlara sahip bir masaldı. Beyaz tavşan, kupa kraliçesi ve iskambil kağıdından askerler, masal boyunca bir duvarın üstünde oturan ve kırılma korkusuyla aşağıya inemeyen yumurta Humpty Dumpty, yalancı kaplumbağa, nargile içen tırtıl ve bilge Cheshire Kedisi..
Cheshire Kedisi, Alice istediğinde ortaya çıkan ve Alice ile felsefi nitelikte konuşmalar yapan, cümleleriyle ve yüzünde hiç eksik olmayan tebessümüyle, Alice’in bu yolculuğunun ve aydınlanmasının sembolüydü.
Tüm bunlar bizlere biraz abartı gibi gelebilir. Nasıl olur da bir çocuk kitabından bu kadar şey çıkartılabilir denilebilir. Hatta mübalağa sanatının sınırlarını zorluyor da diyebilirsiniz bana. Ama edebiyatın bu kült eserinin, günümüz yaşantısına etkileri sanıldığından da derindir. Öyle ki “beyaz tavşan ve tavşan deliği” ifadesi bir bilinmezliği, gizemi ortaya koymak için kullanılan bir terim haline gelmiştir. Kitap, bununla da kalmayıp çeşitli yapıtlara esin kaynağı olmuştur. Wachowski Kardeşlerin yazıp yönettiği şimdiden efsane olmuş “Matrix” filmindeki Neo’nun, bir sahnede, beyaz tavşanı takip etmesi ve kendisini benzer bir şekilde yepyeni bir dünyada bulması.. Alice Harikalar Diyarında’nın bazı okullarda ders kitabı olarak okutulması..
Bir diğer efsane grup The Beatles'ın "Lucy in the sky with diamonds" şarkısı ve Alice’in yolculuğundan esinlenen şu sözleri;
“…Pınar başındaki köprüye kadar peşinden gidiyorsun
Sallanan at insanların şekerlemeli çörekler yediği
Herkes gülümsüyor sen çiçeklerin yanından sürüklenir gibi geçerken
Çiçekler ki inanılmaz uzuyor
Kağıttan taksiler beliriyor sahilde,
alıp götürmek için seni bekleyen
Bulutlara değen başınla atlıyorsun arkaya ve gidiyorsun
Lucy gökyüzünde elmaslarla...”
Ve son bir örnek daha: Fizik profesörü Robert Gilmore’un “Alice Kuantum Diyarında” adlı kitabında, Alice’i fizikçilerin dünyasında ufak bir gezintiye çıkarması.. Tüm bunlar, bu harikulade kitabın sadece bir çocuk masalı olarak görülemeyeceğinin, onun da ötesinde derin anlamlara ve etkilere sahip olduğunun örneklerinden sadece bir kaçı…
Aslında sizlere bu masaldan az çok da olsa bahsetmek istememin sebebi, filozof Cheshire Kedisi ve Alice arasında geçen ve insanı düşünmeye iten, yolculuk hakkındaki birkaç diyalogu sizinle paylaşmak.
Hepimiz öyle ya da böyle çıktığımız yolculuklarımızda, içimizdeki korkuları ve endişeleri gidermek isteriz. Bir tereddüttür bu yaşadığımız. İçinde bulunduğumuz med-cezirin şiddeti ne kadar büyükse, o kadar muhtacızdır kendi bilgemimize. Bazen en yakın arkadaşımız, bazen başucu kitaplarımız, bazense hayali dostlarımızdır bizim bilgemimiz, yol göstericimiz. Tam olarak ne olduğu, kim olduğu tamamen bize bağlıdır. Tıpkı Alice’de olduğu gibi..Alice, umutsuzluğa kapıldığı bir anda çağırır kendi bilgemini, Cheshire Kedisini. Sadece Alice ihtiyaç duyduğunda ortaya çıkan bu kedi yine gelir ve Alice kapıldığı endişeyle “Deli insanların arasına gitmek istemiyorum” der. Cheshire Kedisi “Bunun sana pek bir yararı yok. Hepimiz burada deliyiz. Ben deliyim. Sen delisin.” diye karşılık verir ve Alice “Benim deli olduğumu nereden biliyorsun?” diye sorar. Yanıt gecikmeden gelir: “Öyle olmalısın. Öyle olmasaydın buraya gelmezdin.”
Alice’in her daim gülümseyen kedisi haklı galiba. Alice gibi dünyamızı değiştirmesek de hepimiz birer deli değil miyiz? Hala keşfedemediğimiz bilinmezlerimizin ardında koşturup duran birer deli. Takip edecek beyaz tavşanı bile olmayan, kendi bilgemini arayan, rehbersiz, çaresiz, benzersiz birer deli..
Hepimiz deliyiz aslında ve her deliliğimiz düşlerden bir parça koparır, zamanla. Öyle olmasa, artık kendimizi taşımayan ‘ben’i unutup, yeni bir benliğe yelken açmaya çabalamak niye? Baudelaire’in dediği gibi “üstüne tuval gibi gerilen beynimize*” kazılan izdüşümleri, bir çırpıda söküp atmaya çalışmak delilik değil de nedir?
* * *
Masaldan bir başka diyalog daha:
Alice: Buradan gitmek için bana hangi yolu izlemem gerektiğini söyler misin?
Cheshire Kedisi: Nereye gitmen konusunda iyi bir anlaşmaya bağlı bu.
Alice: Neresi olduğunun önemi yok!
Cheshire Kedisi: O zaman hangi yol olduğunun da bir önemi yok.
Alice: Sonunda herhangi bir yere varsın da.
Cheshire Kedisi: Elbette varacaksın. Eğer yeterince uzun yürürsen.
İşte burada, her şeyden de öte bir şey var düşüncelerimi zorlayan. Bir yolculuksa bu yapılan, bir sebep aranmalı mı ardında? İnsan neden çıkar ki bir yola? Neden her şeyi yüz üstü bırakıp gitme isteği taşır içinde? Bir lütuf denilen bu hayat, artık sanıldığı gibi armağan değil mi yoksa? Peki, ya geride kalanlara ne demeli? Bir türlü başaramayanlara? Hayatlarında bir kez olsun yol alamayanlara ne demeli?
“Bir kelimeyi kullanmışsam, ne söylemek istiyorsam sadece onu söylemişimdir. Ne daha az, ne de daha çok.” diyen, ömrünü yalnızca bir duvarın üstünde geçiren ve aşağıya düşeceğinden, kırılacağından korkan Humpty Dumpty’e ne demeli? Kendi gerçeği içinde tutsak kalmış, bir adım öteye gidemiyordu masal boyunca. Yaşama, sıkı sıkıya tutunduğu duvarın üstünden bakıyordu. Farklı bir pencereydi onunkisi. Farklı, ama tutsak bir pencere..
Tutsaklık deyince, aklıma Ulysses’in hikayesi geliyor bu sefer de. Kendi iradelerinin boyunduruğunda yaşadıkları, alışılagelmişin dışında bir tutsaklık bu: “Ulysses, uzun süren gemi yolculuğunun ardından, adamlarıyla birlikte karaya çıkıyor. Bu esnada Ulysses’in yol arkadaşları ‘lotus’ adında bir çiçek buluyorlar ve bu çiçekten yemeye başladıklarında, çiçekte bulunan uyuşturucu benzeri bir maddenin de etkisiyle, bir daha bu bitkinin bulunduğu yerden ayrılmak istemiyorlar.” Böylece yarım kalıyor yolculukları. Ne acı.
Ne acı bir durum aslında, vazgeçilmez sandığımız şeylere duyduğumuz katıksız bağlılık. Yaşamımızda, sadece bir araç olması gerekenlere duyduğumuz sonsuz ihtiyaç, ne acı. Asla ayrılamayacağımızı, onlarsız yapamayacağımızı bizlere direten şu sisteme gösterdiğimiz derin tevazu, ne acı. Kendi çaresizliklerinin kuyusunda boğulanlara verebileceğimiz can simidimizin kalmamış olması, ne acı.
Oysa şu hayatı dikkate aldığımızda, gerçekte bütün meselenin kendimiz olduğunu kolaylıkla görebilmeli insan. Kendi içimizde, inceden inceye bizi rahatsız eden şeyin, harekete geçme dürtüsü olduğunu, tüm bunların özündeyse “gitmek ya da kalmak”tan başka bir şey olmadığını, hissedebilmeli. Çünkü hiç bir yere kıpırdamadan, geleceğimize ulaşamayacağımız aşikâr. Bakın, ne diyordu Alice’e, Cheshire Kedisi: “Elbette varacaksın. Eğer yeterince uzun yürürsen...”
Son olarak yapmamız gereken bir şey daha var aslında: Kendi gerçeklik dünyamıza rağmen, bu hayatta ne olduğumuza karar vermek. Harikalar diyarında yolculuk eden birer Alice miyiz, yoksa o gerçekliklerimizde asılı kalan Humpty Dumpty miyiz?
Seçim sizin..
Masalın sonuna gelince, bu sıra dışı yolculuk, bir ağacın dibinde Alice'in uykudan uyanması ile son buluyordu.
---------------------
*Yolculuğa yelkensiz, buharsız çıkmalıyız!
Öykünüzü ufuktan çerçevelerle çizin,
Aydınlığa kavuşsun diye loş zindanımız,
Üstüne tuval gibi gerilen beynimizin.(C. Baudelaire)
ayaz dergisi güz'09
| Yorumlar |
|
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

kisaca ben de mutsuzum hem de nedenim...
Götürmeyeceksin o zaman o çubuğu ...
tarzınızı çok sevdim hepinizinki&...
ask hep ayni ve yerinde cirkinlesen k...
anlamsizligiyla anlam kazanlar ve onl...
her çirkinin bir güzeli vardır..
her çirkinin bir güzeli vardır..
nerimanın yaptığı en iyi şey san...
çoq güzl ve içtenn
özellikle son iki yazında kelimeler...